EDİRNE'DE BİR MEKAN;
SULTAN II. BEYAZID KÜLLİYESİ

EDİRNE'DE BİR MEKAN;
SULTAN II. BEYAZID KÜLLİYESİ


Şehzade I. Murat döneminde Osmanlı topraklarına dahil edilen Edirne, o dönemde askeri bir üs olma özelliği yanında devletin siyasi merkezi olma özelliğini de kazanmaya başlamıştır. Rumeli harekatı için karargah vazifesi görürken, İstanbul'un fetih hazırlıklarına, taht mücadelelerine, II. Mehmet'in birinci saltanatında yeniçerilerin isyanına, şehzadelerin sünnet ve evlilik düğünlerine, yabancı elçiler ve temsilcilerin kabulüne, padişahların av eğlencelerine sahne olmuştur. İstanbul'un fethi ile ikinci plana düşen şehir için XVI. Yüzyıl muhteşem abidelerin inşa edildiği dönemdir. Fetihten hemen sonra I. Murat'ın Edirne'yi başkent yapması ile şehirde imar ve iskan faaliyetleri büyük ivme kazanmıştır. Başta Padişahlar olmak üzere tüm devlet adamları şehrin kuruluş ve gelişmesini büyük ölçüde sağlamışlardır. I. Murat'tan başlamak üzere, I. Beyazıd, II. Murat, II. Mehmet, II. Beyazıd ve II. Selim Edirne'de ölümsüz eserler bırakmışlardır. Özellikle II. Murat ve II. Beyazıd'ın yaptırdıkları külliyeler dikkat çekicidir. Fatih Sultan Mehmet'in oğlu 8. Osmanlı Padişahı Sultan II. Beyazıd'ın Mimar Hayrettin'e 1484-1488 yıllarında yaptırdığı Beyazıd Külliyesi ve Camii, Edirne'de Osmanlı devrinden günümüze kalan en önemli yapıtlardan birisidir. Edirne'ye hastane olarak hizmet vermek amacı ile yaptırılan bu eser son yıllarda Trakya Üniversitesi'ne devredilmiş, 2000 yılında Sağlık Müzesi olarak faaliyete geçirilmiştir. Sağlık Müzesi; Avrupa En İyi Müze Ödülü'ne layık görülmüştür.

Cami'nin batısında Darüşşifa ve Tıp Medresesi bulunmaktadır. Darüşşifa büyük kubbeli bir bölüm, çevresindeki altı küçük kubbeli oda ve beş sedirli sofadan oluşmaktadır. Ortası açık büyük kubbenin altında şadırvan vardır. Taban mermerdendir. Revaklarla çevrili ön avlunun yanlarında akıl hastalarının iyileştirildikleri kubbeli hücreler bulunmaktadır. Avlunun köşesinde mutfak ve çamaşırhane bölümleri vardır. Kuzeybatı köşesindeki tıp medresesinde, revaklı avlunun çevresinde kubbeli 18 öğrenci hücresi, büyük kubbeli dershane ve ortada şadırvan yer alır.

Sultan II. Beyazıd'ın Selimiye Kütüphanesinde bulunan Vakfiyesinde o dönemde külliyede çalışan 167 memurun listesi ve gündelikleri belirtilmektedir. Vakfiyede ayrıca, Darüşşifa'da bir başhekim, ikinci ve üçüncü hekimler, iki göz hekimi, iki cerrah, bir eczacı, bir gassal (ölü yıkayıcı), bir katip, bir vekilharç, bir aşçı, bir süpürgeci bulunduğu belirtilmektedir. Külliyenin ana merkezi Darüşşifa olup, tabhane (misafir ve dinlenme yeri), Tıp Medresesi (Temel Bilimler Fakültesi), cami, imaret (mutfak, yemekhane, depo), köprü, hamam, un değirmeni, su deposu, Sübyan (çocuk) Mektebi, mehterhane, muvakkithane (günün saatlerini ve takvimini bildiren yer) gibi ünitelerin Darüşşifayı destekleyen sosyal, dini ve kültürel nitelikli yerler olduğu bilinmektedir.

ANASAYFA

Darüşşifa üç bölümden oluşur. Birinci bölümde; poliklinikler, özel diyet mutfağı ve personel odaları bulunmaktadır. İkinci bölüm ilaç deposu ve üst düzey personele ait bölümdür. Üçüncü bölümde 6 kişilik 4 adet yazlık yatak odası ile bir musiki sahnesi bulunur. Burada on kişiden oluşan musiki topluluğu tarafından haftada üç gün musiki konserleri verilirdi. Evliya Çelebi seyahatnamesinde, burada hastalara deva, dertlilere şifa, divanelerin ruhuna gıda ve def-i sevda olmak üzere on adet hanende ve sazende gulam (genç) ayrıldığı, bunların üçü hanende, biri neyzen, biri kanuni, biri musikarı, biri cengi santuri, biri udi olup haftada üç gün hastalara ve delilere büyük kubbenin altında musiki faslı verdiklerini, neva, rast, dügah, çargah ve suzinak makamlarını çaldıklarını bildirmektedir. Mevsim çiçeklerinin (gül, karanfil, sümbül, reyhan ve misk-i rum) koku ve renklerinden de tedavi yapıldığını yazmaktadır.

Binanın her tarafından dinlenebilen bu konserler kadar su sesi ve güzel kokulardan yararlanarak ruh hastalarının tedavisi yoluna gidilirdi. Bu noktada önemli sayılan bir olgu aynı yılarda Avrupa'da delilik denilen hastalık durumlarında hastanın ''Şeytandır'' gerekçesiyle yakılmasıdır. Aslında hastane her türlü hastanın kabul edildiği bir yerdi ve tedavi parasızdı. Örneğin burası göz tedavisi için de önemli bir merkezdi. Bu hastanede zincire vurulması gereken akıl hastalarına paslı demirin olumsuz etki yapma olasılığı düşünülerek bu demir aksam altın ve gümüşle yaldızlanmıştır. Hastane kadrosunda 1 baştabip, 2 tabip, 2 göz uzmanı, 2 operatör, 1 eczacı bulunmaktaydı.

Uzun yıllar boyunca hastalara şifa dağıtan bu şifahaneli yıllarda sadece ruh hastalarının tecrit edildiği bakımsız bir kurum haline gelmiştir. Bina bir yandan bakımsızlıktan, diğer yandan yatağı dolan Tunca nehrinin taşkınları sonucu büyük zararlar görmüştür. 1875 yılında Edirne'yi ziyaret eden Saffet Paşa Külliye'ye de uğramış ve buradaki içler acısı durumu görüp sadrazama rapor etmiştir. Hemen ardından patlayan 1876-1877 Osmanlı Rus savaşı esnasında Edirne işgal edilince buradaki hastalar İstanbul'a gönderilmiştir. Bunun üzerine İstanbul'dan Edirne Valiliği'ne bir emir gönderilerek İstanbul'da bu tür hastalar için yer kalmadığı belirtilmiş ve Şifahane'nin onarılarak tekrar kullanıma açılması istenmiştir. Bunun üzerine 1896 yılında onarım görmüş ve ruh hastalarının tecrit ve tedavileri için bir süre daha kullanılmıştır. Alman Mimar Cornalius tarafından 1910 yılında bir onarımı daha gerçekleştirilmiştir.

Külliye'nin, camii hariç diğer bölümleri Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1984 yılında Trakya Üniversitesi'ne devredilmiştir. Bir süre Trakya Üniversitesi Edirne Meslek Yüksekokulu'nun Restorasyon ve Duvar Süsleme Bölümleri burada eğitim öğretimini sürdürmüştür. Darüşşifa'nın, Trakya Üniversitesi bünyesinde Sağlık Müzesine dönüştürülmesi çalışmalarına ise 1993 yılında başlanmıştır. Rektör; Prof. Dr. Osman İnci'nin büyük çabaları ve uzun süren çalışmalar sonucunda Kültür Bakanlığı'nın 11.04.1997 tarihli onayı ile müze olması resmileşmiştir. Ruh Hastalarını Readaptasyon Derneği'nin katkılarıyla 30 Haziran 2000 tarihinde de Şifahane kısmı Psikiyatri Tarihi Bölümü olarak düzenlenmiştir. Tasarım Sanat Yönetmenliğini Türkan Kafadar'ın yaptığı çalışmalarla burası tarihine uygun bir şekilde mankenlerle canlandırılmıştır. Dönemin bütün özelliklerini yansıtan kostüm ve aksesuarla donatılan bu bölüm büyük ilgi çekmektedir...

Eğer bir gün Trakya'yı gezerseniz mutlaka Edirne'ye uğrayın. Merkez Bankası Şubesi yanından kalkan dolmuşlar ile Külliye'yi ziyaret etmeye gidebilirsiniz. Edirne'nin tarih kokan atmosferi içerisinde Osmanlı'dan günümüze kalan bu kültür mirasının önemini ve üniversitemizin bu esere verdiği değeri daha iyi anlayacaksınız.

T. Ü. SULTAN II. BEYAZID KÜLLİYESİ
SAĞLIK MÜZESİ