RÖPORTAJ ''KÜRESEL ISINMA''
KONUK: Doç. Dr. H. Ümit LÜLEYAP

RÖPORTAJ ''KÜRESEL ISINMA''
KONUK: Doç. Dr. H. Ümit LÜLEYAP


Doç. Dr. H. Ümit LÜLEYAP

DÜNYAMIZ ALARM VERİYOR; KÜRESEL ISINMA ! ! !

Yeryüzünde bir dengenin var olması sayesinde canlı türleri yaşamlarını sürdürüyor. Teknolojideki ilerleme nedeni ile insanlar tarafından atmosfere salınan gazların sera etkisi yaratması, bu nedenle dünya yüzeyindeki sıcaklığın artmasına küresel ısınma deniyor. Yaşadığımız atmosfer içerisindeki gazların yoğunluğunda ve iklimsel özelliklerdeki değişimler gün be gün yeryüzünde geri dönüşü olmayan farklılaşmalara neden oluyor. Bu geri dönüşü olmayan farklılaşmalar da canlıların yaşamını tehlike altına sokuyor. Dünyamız alarm veriyor...

Son zamanlarda bilim çevrelerinde nedenleri ve sonuçları çok tartışılan, medya gündeminde de ön sıralarda yer alan KÜRESEL ISINMA nedenleri ve sonuçları hakkında sizleri bilgilendirmek amacı ile bugünkü röportajımızı hazırladık. Konuğumuz; *Doç. Dr. H. Ümit LÜLEYAP.

Hoş geldiniz Sn. LÜLEYAP. Son zamanlarda çok sık karşımıza çıkan küresel ısınma konusunda okurlarımızı bilgilendirmek istiyoruz. Küresel ısınma hakkında bilgi verir misiniz?

ÜL: Isınma; genellikle sıcaklıkla eş anlamlı olarak kullanıldığı ve anlaşıldığı için herkes için aynı şeyi ifade etmeyebilir. Yani aynı ortamda ve iklimsel özelliklerde yaşayan insanların bazıları üşürken bazıları sıcaklıktan rahatsız olabilir. Ancak küresel ısınma denildiğinde dünya genelinde hangi coğrafyada bulunulursa bulunulsun, herkesin ve tüm canlıların etkileneceği bir ısıdan söz edilmektedir. Yeryüzünde insanların ve diğer canlıların yaşadığı alanlar tekdüze, aynı iklimsel özelliklere sahip olmadığı için küresel ısınma sürecinden eşit derecede etkilenmeyecektir. Örneğin; ekvator kuşağı olarak tanımlanan aşırı sıcak bölgeler haliyle küresel ısınmanın etkisiyle yaşanmaz hale gelirken, buzlarla kaplı kutup bölgelerinde iklim Erzurum yöresindeki bahar ayları gibi kendini hissettirecektir. Nitekim küresel ısınmanın etkisi sadece havaların ısınmasıyla kalmayıp beraberinde kuraklık, kasırga ve fırtınaların artmasına neden olacak, bizlerin ve çocuklarımızın geleceğini derinden etkileyecek, yaşamlarımızı değiştirecektir. Hatta bulunduğumuz yerleri yaşanmaz hale getirmesinden dolayı göç etmemizi bile gerektirebilecek boyutları olması nedeniyle küresel ısınma çok ciddiye alınması gereken bir problemdir.

Küresel ısınmanın nedenleri nelerdir?

ÜL: İnsanoğlunun 1970 li yıllardan itibaren gündeminde olan küresel ısınma ve nedenleri konusunda çok sayıda farklı görüşler bulunmasına rağmen bunlar arasında ön plana çıkan en önemli görüş; Sanayi Devrimi olarak nitelenen 19. yy daki teknolojik gelişmeler doğrultusunda fosil yakıtların kullanımından kaynaklanan atmosfere karbon salınımının artmasıdır. Bunu takip eden görüşler arasında; zararlı güneş ışınlarından dünyamızı koruyan atmosfer şemsiyesini bozan jet uçakları, deodorantlar, fabrika bacalarından çıkan karbon ve kükürt içeren atıklar, buzdolabı ve klimaların içerdiği gazlar, orman ve anız yangınları, sulu tarım yapılan bölgelerdeki ve çeltik arazilerindeki metan gazı çıkışları, yanardağ faaliyetleri sonucu oluşan volkanik püskürmelerden açığa çıkan kül ve bulutlar, tarımsal ve sulu alanlardan aşırı buharlaşma gelir. Fosil yakıtların kullanımı ve diğer görüşlerde ortaya çıkan atıklar atmosferin içeriğindeki gazların yoğunluğunu değiştirmektedir.

Atmosfer gazlarının yoğunluğundaki değişim nasıl etki gösteriyor?

ÜL: Güneş sistemi içinde yer alan dünyamız normalde güneş ışınlarının metrekare başına 1386 kilowatt/saat lik bir enerji oluşturmasıyla karşı karşıyadır. Ama gece gündüz farkları, kara ve denizlerin farklı ısınma ve soğuma biçimleri nedeniyle ısı düzenlemesi gibi sorunla çok güzel baş edebilmektedir. Dünyamızdaki bu ısı düzenlenmesinin ısınma yönünde bozan dengesizliğini düdüklü tencereye benzetebiliriz. Bildiğimiz gibi düdüklü tencere ocak üzerinde alttan ısıtıldığında ısı sonucu oluşan buharın basıncıyla bizi enerji ve zaman bakımından tasarrufa ulaştırır. Dünyamızın güneş etkisiyle ısınması da tıpkı böyledir. Aradaki temel farklılık ısınmanın alttan değil üstten olmasıdır. Gündüzleri ısınan dünyamız sakladığı ya da aldığı bu enerjinin karalarda büyük bir kısmını geri verir. Oysa karbon içerikli gaz parçacıkları havada asılı kalarak gündüzleri dünyanın daha fazla ısınmasına neden olurken geceleri de bu ısının geri verilmesini engelleyerek kuyruğunu ısıran bir köpek gibi kısır döngü yaratır. Küresel ısınma ile birlikte sürekli gündeme gelen sera etkisinin oluşumu ve işleyiş mekanizması böyledir.

Küresel ısınma nelere yol açıyor, hayatımızı nasıl etkiliyor?

ÜL: Küresel ısınma sonucunda gezegenimizde meydana gelen en önemli değişiklikler arasında; yaşadığımız coğrafyadaki iklimsel özelliklerin ısınma yönünde değişmesi, kış süresinin ve şiddetinin azalması, geçiş mevsimleri olarak nitelenen ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinin çok kısa sürmesi ve sonuç olarak yaz mevsimi süresinin artması, bunlara bağlı olarak geleneksel tarım ürünlerinin değişmesidir. Örneğin pamuk yetiştirilen Güneydoğu ve Çukurova bölgesinin artık pamuk için uygun olmaması, kutup bölgelerindeki kalınlığı 3-5 km yi bulan buz tabakalarının erimesi sonucunda kıyı bölgelerindeki su seviyelerinin 5-25 m arasında değişen yüksekliklerde artması, ekvator ve ekvatora yakın bölgelerde yaşayan insanların yaşam alanlarını değiştirmek için büyük göçlerin yaşanması, sel ve fırtına gibi doğal afet sayılarında belirgin artışların gözlenmesi ve bunun sonucunda ekilebilir tarım arazilerinin kaybı, paraziter hastalıkların yaygınlaşması, içme suyunun çok değerlenmesi, şu an yaşamamız için normal sayılan bazı tüketim maddelerinin aşırı lükse girmesi ve fiyatların artması, bazı bölgelerdeki emlak fiyatlarındaki aşırı artış ve azalmaların görülmesi, hazırlıksız ve şansız ülke ekonomilerinin çok olumsuz yönde etkilenmesi gibi değişimler sayılabilir.

Küresel ısınmanın ülkemize etkileri ne olacak?

ÜL: Üç tarafı denizlerle çevrili ve farklı iklimsel özelliklerin yaşandığı bir konumda bulunan ülkemiz, yabancı araştırmacıların kurguladığı değişik modellemelerde küresel ısınmadan en çok etkilenecek ülkeler sıralamasında ilklerde yer almaktadır. Bu öngörülerden bazıları; Akdeniz ve Karadeniz sahil şeridinde yer alan illerimizin deniz seviyesindeki yükselmeden, tarım alanlarının kaybedilmesinden, geleneksel tarım ürünleri için uygun olan koşulların değişmesinden dolayı çok etkileneceği öngörülmektedir. İç Anadolu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinin çölleşme tehdidi altında bulunması bu bölgelerde yaşayan insanları çok olumsuz etkileyeceği uzmanlar tarafından belirtilmektedir. Ülke genelinde barajlardaki su seviyesinin artan küresel ısınmadan dolayı atıl duruma geleceği ve enerji üretim mekanizmalarında ciddi sorunlar yaşanacağı düşünülmektedir. Türkiye de yaşayan 20-25 milyon insanın farklı bölgelere göç etmek zorunda kalacağı ve buna bağlı olarak emlak fiyatlarında ciddi değişimlerin yaşanacağı, göçle birlikte göç alan yerleşim alanlarının taşıma kapasitesinin dışına çıkılmasından dolayı ciddi sorunlar yaşanacağı öngörülmektedir.

Ülkemizde bu konuda çalışma var mı?

ÜL: Genelde bilim ve teknoloji üretimine gereken önemi vermeyen ülkemiz, karşılaşacağı küresel ısınma gibi çok ciddi bir durumda ancak yabancı ülkelerin bizim ülkemiz için söylediklerine ve öngördüklerine göre davranmak zorunda kalacaktır. Hepimizin bildiği gibi ünlü bir Atasözümüzde dile getirilen ;Elden gelen öğün olmaz, öğün olsa da karın doyurmaz; sözlerinin doğruluğunu bir kez daha yaşayarak anlamak zorunda kalacağız. Çünkü küresel ısınmanın hangi boyutlarda olacağı tam ve kesin olarak kimse tarafından bilinmemektedir. Ancak bilimsel araştırmaların ve verilerin göz önüne alındığı bir tahmin yönteminde, meteoroloji, uzay, fizik, kimya, biyoloji gibi temel bilim dallarında şu an en başarılı ülkelerin daha az zararla bu sorunu atlatacağını veya atlatma çabası içinde olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Neler yapmamız gerekiyor?

ÜL: Türkiye nin sadece bu problemi aşmak için değil tüm sorunlarını çözmek amacı ile Ulusal Bilim Politikaları geliştirmesi ve desteklemesi için henüz geç kalınmış değil diye düşünüyorum. Burada unutulmaması gereken en önemli şey, bilim ve teknoloji devi gelişmiş ülkeler küresel ısınmadan en az zararla kurtulmanın yanında, hedef veya rakip gördükleri bazı ülkeleri yanıltmaya ve onları bu doğal afet ortamında kendilerine daha bağımlı hale getirmeye çalışacaklardır. Bu süreçte her ülke kendi politikasını geliştirmeli, toplumdaki bireyler bilinçlendirilmeli, çevre örgütleri ve toplumdaki bireyler tarafından bu hareket desteklenmelidir.

İnsanlarımızın bu konuda çok duyarlı olmadıklarını düşünüyorum. Ulusal Bilim Politikalarının geliştirilmesi için yapılan çalışmalara ek olarak, siz; Bilim Adamları, yerel yönetimler, çevre konusunda duyarlı toplum örgütleri, toplum sağlığı konusunda çekirdek unsur olan biz hekimler ve eğitimin temel öğesi okullarımızda emeklerini sergileyen değerli öğretmenlerimizin toplumdaki bireyleri her konuda olduğu gibi bu konuda da bilinçlendirmesi gerekmektedir. Röportajımızın bu anlamda okurlarımızın fikirlerine ışık tutmasını ümit ediyorum. Duyarlılığınız için ve bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.

ÜL: Yerel basındaki yazılarınızı elektronik posta ile okuma fırsatı bulduğum için ve benimle bu röportajı yaptığınız için çok teşekkür ediyorum. Yerel basındaki yazılarınız ve bugünkü röportajınızın okurlarınız için faydalı olmasını diliyorum. Çalışmalarınızda başarılar dilerim.


Ansiklopedi sayfalarına sığmayacak bilgileri paylaştık. Bu konuda söylenecek çok şey vardı. Çok değerli hocam, dostum, abim; Ümit LÜLEYAP ın röportaj konuğum olması beni çok mutlu etti. Okurlarımızın fikirlerine küçük de olsa ışık tutabildi isek ne mutlu bize...

ANASAYFA

lokman.cu.edu.tr

*Konuk:
Doç. Dr. H. Ümit LÜLEYAP
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi
Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı
Öğretim Üyesi

Mersin'de, 1961 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin'de, İleri İlkokulu ve Tevfik Sırrı Gür Lisesi'nde tamamladı. Almanya'da Aleksander Üniversitesi'nde (Erlangen/NURNBERG) Makina Mühendisliği için Studium Colleg (Ön hazırlık) ve kısa bir süre Coburg Teknik Üniversitesi'nde Lisans eğitimi yaptı (1978-1982).
Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü'nde 1983-1987 yılları arasında lisans eğitimini tamamladı ve Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı'nda yüksek lisans eğitimine başladı. Doktora çalışmasını 1996 yılında tamamlayan Lüleyap, doktora sonrası çalışmaları (Post. Doc.) için Dünya Sağlık Örgütü'nün Montpellier'de (Orstom/LIN-FRANSA) bulunan kolloborasyon merkezinde ''Voltaj bağımlı sodyum kanal geni'' üzerine çalışmalar yaptı. Leipzig Üniversitesi Tıp Fakültesi İnsan Genetiği Enstitüsünde 2001 yılında misafir araştırmacı olarak ''PAH gen mutasyonları'' üzerine çalışmalar yaptı. Aynı bölümde 2003 yılında DAAD bursiyeri olarak ''p53 gen mutasyonları'' üzerine çalışmalar yaptı.
Doçentlik ünvanını 2003 yılında alan Lüleyap, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı'nda öğretim üyesi olarak çalışmalarına devam etmektedir. İleri derecede Almanca ve İngilizce bilen Lüleyap, Biyoloji Öğretmeni, mükemmel kişilik Sn. Hülya Lüleyap ile evli olup, Doğa ve Uzay isimli iki çocuk babasıdır.

a

b

c

d

e

f

g

h

i

http://www.kuresel-isinma.org/